04 Aralık 2019, 13:41 - Anasayfa // Hikaye Haberi yazdır

ZEHRA ÖĞRETMEN (I)

ZEHRA ÖĞRETMEN (I)

“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için...



“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki, değilmiş... Yollar, görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...”


Zehra elindeki “Acımak” romanından bu satırları okuyunca dondu adeta. Kitabı kapattı. Bakışları yerdeki halının çiçekli deseninde geziniyordu. Gözyaşları desenlerin gittikçe bulanık görünmesine sebep olmuştu. Bugünden itibaren artık okula gidemeyecekti. Üstelik bunun sebebi Güneydoğulu bir ailenin kız çocuğu olması değildi. Çünkü babası alışılagelmiş bir Güneydoğulu’nun aksine kız çocuklarının okutulması, erkek çocuklarının ise ticarette ya da zanaatta yetişmesi gerektiğini düşünen bir insandı. Un fabrikası işleten babası şimdi iflas etmiş ve elinde kalan bir miktar parayla küçük bir bakkal dükkânı açmıştı. Bir sabah kahvaltı sofrasında onu karşısına almış, maddi imkânsızlıklar sebebiyle bundan böyle okula devam edemeyeceğini söylemişti. Fakat işleri düzeltirse okul hayatına yeniden devam edebileceğine dair ona söz vermişti. O gün babasının yüz hatlarını ilk kez görüyor gibiydi. Çiçek bozuğu yanakları, trafik kazası eseri dikiş izleriyle dolu bir burna sahip koca göbekli babasını sevdiğini düşünürdü. Zaman zaman akşam yemeklerinden sonra kızgın bir soba etrafında atçılık oynayıp kudurduğu, gevezelik ettiği adam bu değildi sanki.

Kurşun kalem, defter, kitap, cuma günleri kirliliği çekilmez hal almış olan formasının kokusu ve daha okula ait ne varsa hepsi geçmişte kalmıştı. Artık şehrin en işlek caddesinde bulunan bir bakkal dükkânında çıraktı. Babasının çırağıydı. Abisi olmadığı için hiç bu kadar üzülmemişti. Her nedense bir kız çocuğu olarak bu dükkânda çalışıyor olmak onu çok utandırıyordu. Belki annesinin diktiği bu bol pantolonun kendisine yakışmadığını, belki de sabah dükkânın kepenklerini yukarı doğru kaldırırken herkesin ona acıyarak baktığını düşündüğü için utanıyordu. Çünkü birçok kez komşu dükkândan kahveci Cumali Usta kepenkleri kaldırmayı başaramadığı için ona yardım ederdi. Cumali Usta her sabah olduğu üzere elinden hiç düşürmediği, eskimekten grileşmiş beyaz kahveci havlusunu omzuna atar, çürük arka dişlerini gösterinceye kadar gülerek; “Ehlen ve sehlen, hanım kız.” derdi.

Kel kafasını kaşıyarak Zehra’ya doğru yaklaşır ve dükkânın anahtarını ondan alarak kepenkleri kaldırırdı. İçindeki bu tarif edilemez utanma duygusunun nereden geldiğine bir türlü anlam veremiyordu. Kızların bir bakkal dükkânında çalışmasındaki tuhaflık duygusu onu terk etmiyordu. Keşke ona benzer kız çocukları olsaydı çevresinde. Belki o zaman bu utanma duygusu da onu terk ederdi. “Annemin hatırası sade bugün değil, her zaman beni zehirleyecek... Ne zaman çoluk çocuğumla sıcak bir odada güzel bir sofra başında yemek yesem, onun soğuk mutfaklarda ayaküstü soğan, ekmek yediğini göreceğim. Lokmalarım boğazıma dizilecek. Evet, dünyada tam saadet olmuyor.”

(Devam Edecek)


       5 Aralık 2019



Yönetici tarafından yazılan bu haber, 21894 defa okunmuştur.


YORUM YAZ


Hüseyin
Sürükleyici bir hikâye,elinize sağlık.
Ebru
Aynen.
Esraca78
Teşekkürler,
Burak
Kendimi buldum...
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ŞEREFLİKOÇHİSAR ÇENGEL GAZETESİ hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Hikaye Haberleri

Tümü

ilancomtr

Emekçioğlu

Ş.K.YEM

Tekin İnşaat

Yıldırım İnşaat

Hazır beton

Muammer'in Yeri




İzinsiz kopyalanamaz.

Adres : Çengel Gazetecilik - Matbacılık Ofset Tesisleri - Ekici Mah Ali Babacan Cad. Koçaş Pasajı No:16-20
Tel :0.312 687 1544
Faks : 0.312 687 1544
Bu site 0.063 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]
Dekorasyon Tavsiyeleri