10 Haziran 2015, 13:19 - Anasayfa // Hikaye Haberi yazdır

Güneşli Okul (1)

Güneşli Okul (1)

Mehmet Öğretmen’in yaşadığı sürgünlerden bir tanesi daha işte böyle başladı...


Güneşli Okul (1)

“Haddini bildirin şu terbiyesizin.”
“Ama efendim, bu arkadaşımız aslında çok saygıdeğer…”

“Sen benim sözümün üstüne söz mü söylüyorsun efendi? Haddini bildirin, dedim. İşte o kadar.  Ankara dışına gönderin de görsün gününü.”

Mehmet Öğretmen’in yaşadığı sürgünlerden bir tanesi daha işte böyle başladı. Bir büyüğün tepesinin tasını attırması sonucunda Ankara dışına sürgün edilmesine karar verildi. Büyük suç işlemişti Mehmet Öğretmen. Büyüğün okul ziyareti esnasında dersini bırakmamış, dahası dersliğini ziyarete geldiğinde öğrencileri ayağa kalkmamıştı.  Bu da yetmezmiş gibi çocuklara neden ayağa kalkmadıkları sorulduğunda çocuklar ‘Öğretmenimiz böyle öğretti. Derslikte öğretmen varken bir başkası geldiğinde ayağa kalkılmazmış.’ cevabını vermişlerdi.  Sayın büyük orda sesini çıkarmasa da öfkesinden deliye dönmüş, derslikten çıkınca okul müdürünü azarlamıştı. Makamına geçtiğinde ise ilk işi özel kalemini çağırıp Mehmet Öğretmen’e dersini verdirmek oldu.

Bürokrasi öyle hızlı işleyiverdi ki, özel kalem hariç herkes tanımadıkları bu öğretmene anlaşılmaz bir nefret besleyerek büyüğün emrini yerine getiriverdiler. Sadece kağıt üzerinde gördükleri bir isme, yaptığı saygısızlıktan ötürü öylesine nefret duyuyorlardı ki, Mehmet öğretmeni Ateş Dağı’nın eteğinde, okulu bile olmayan bir köye gönderdiler. Hata yapmadığını bilen Mehmet Öğretmen hiç itiraz etmeden yeni görevine gitti. Geride, hamile eşi Meryem Hemşire’yi bırakarak.

***

Rivayet ederler ki, Ateş Dağı çok can almış, ocaklar söndürmüştür. Avlanmak için dağa çıkan erler evine dönmemiş, kocaları için ağıt yakan gelinler aklını yitirip ormanlarında kaybolmuştur. Masal bu ya, Mustafa da Ateş Dağı yüzünden hem anasını, hem de babasını yitirmiştir. Etrafınca itilip kakılmaktan usanan bu öksüz bir gün dağın eteğine gelir ve ‘Katil! Anamı, babamı bana geri ver!’ diye bağırır. Ama Ateş Dağı bu… Vicdanı yoktur ki.  Mustafa’nın anasını babasını vermediği gibi, bir de ağzından ateşlerini çıkarıp yakar Mustafa’yı, ama öldürmez. İbreti âlem olsun diye ölmeyecek kadar yakar. Ondan beridir eli, yüzü, ayakları yanmış gezen Mustafa’ya herkes yanık Mustafa der. Mustafa’nın köyü de artık Yanık Mustafa Köyü olur.

***

Mehmet Öğretmen hiç itirazsız geldi Yanık Mustafa Köyü’ne. Okulu olmayan, çocukların çok azının en yakın köy okuluna yürüyerek gittiği, çoğunun da hiç okumadığı bu köye. İlkin köyün muhtarını buldu. Köyün bir okulunun olmadığını da ondan öğrendi. Şuna bakın, okulu olmayan bir köye öğretmen diye yollamışlardı onu. Muhtarın köyü tepeden gören havlusundan evlere baktı. Dağınık ve çatısızlardı. Evlerin hepsi binlerce yıl önce Ateş Dağı’nın saçtığı lavlardan oluşmuş taşlarla örülüydü. Birden aklına bir fikir geldi ve muhtara köy kahvesinin yerini sordu.

Köylü biraz hayret ve daha çok da mutlulukla karşıladı yeni öğretmenini. Hem öyle okuldan yeni mezun olmuş, tıfıl bir genç de değildi bu öğretmen. Yaşını almış, ağırbaşlı ve konuştuğunda kendini dinletebilen biriydi. En önemlisi köyü sahiplendiği izlenimi yarattı kahvedekilere. Öğretmen okulunda taş işçiliği ve marangozluk eğitimi aldığını söyledi oradakilere. Köyün okulunu yapmak için işgücü yardımı istedi. Eğer köylüler yardım ederse birkaç hafta içerisinde yağmurlar başlamadan okulu bitirebilirlerdi. Gerekli olan malzeme sadece bir miktar keresteydi. Duvarı örecek taş dağın eteğindeki köyün her yerinde vardı. Harcı toprak ve kireçten pekala elde edebilirlerdi. Hem bu arada köyün gençlerine marangozluk ve duvar işçiliği de öğretebilirdi, fena mı olur.

Söyledikleri ile köylüyü etkilemeyi başardı Mehmet Öğretmen. Genç yaşlı herkes bir araya geliverdi. Köyün traktörü, kepçesi, kazması, küreği toplandı. Hemen o gün başlayıverdiler. Oracıkta toplanan para ile kasabadan öğretmenin istediği miktarda kereste ve edevat alınıverdi. Bu sırada gençler öğretmenin kireç tozu ile toprağa çizdiği dörtgenin içini kazdılar ve altını taşla dolduruverdiler. İşte gerçek imece... Köyün okulu için herkes heyecanla çalışıyordu. Daha ilk günden o kadar yol alındı ki.
Hemen ertesi gün Mehmet Öğretmen köylüyü duvarcılar ve marangozlar olmak üzere iki bölüme ayırdı. Nerdeyse tamamı genç gönüllülerden oluşuyordu. Duvar işçilerine taşlara büyüklük ve şekil vermeyi, marangoz işçilerine de ahşaba şekil vermeyi öğretti. Öyle hızlı kavrıyorlardı ki. Ömürlerinde tarladan başka bir yer görmemiş, rençperlikten başka meslek bilmemiş gençler görülmedik bir hevesle sarılıyorlardı yeni zanaatlarına. Öyle ki, bir gün duvarda çalışan bazı işçiler ertesi gün marangozluk yapıyor ve her iki işi de öğrenmeye çalışıyordu.



          DEVAM EDECEK

 


                 11 Haziran 2015



Yönetici tarafından yazılan bu haber, 3848 defa okunmuştur.


YORUM YAZ


cok güzel bir hayat ögretmeni,mekani cennet olsun.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ŞEREFLİKOÇHİSAR ÇENGEL GAZETESİ hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Hikaye Haberleri

Tümü

ilancomtr

Emekçioğlu

Ş.K.YEM

Tekin İnşaat

Yıldırım İnşaat

Hazır beton

Muammer'in Yeri




İzinsiz kopyalanamaz.

Adres : Çengel Gazetecilik - Matbacılık Ofset Tesisleri - Ekici Mah Ali Babacan Cad. Koçaş Pasajı No:16-20
Tel :0.312 687 1544
Faks : 0.312 687 1544
Bu site 0.078 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]
fidan istanbul ankara nakliyat otomatik garaj kapısı